Menü
içinde ,

Haçova Muharebesi

Haçova Savaşı

   Osmanlı ordusu Eylül 1596’da Eğri Kalesini kuşatmaya devam ederken, Arşidük Maksimilyen kumandasında büyük bir Avusturya ordusu Türklerle çarpışmak için Haçova’ya doğru harekete geçmişti. Bu orduya Alman, Erdel, Leh Çek, Macar ve İtalyan askerleri de katılmıştı ve toplam asker sayısı 300 bin cidolaylarındaydı. Türk ordusundaki asker mevcudu da 140 bin kadardı.

   Sadrazam İbrahim Paşa, Avusturya ordusunu kaleye yardım için gelen önemsiz bir kuvvet sanmıştı. Onun için Cafer Paşa kumandasındaki kuvvetleri bu ordunun üzerine gönderdi. Cafer Paşa,  emrindeki kuvvetleri derhal savaş nizamına sokarak hücum emrini verdi. Fakat düşman ordusunun çok kalabalık olduğunu, saldırmanın bir çeşit intihar anlamına geleceğini gören yeniçerilerin bir kısmı bu emri dinlemedi. Birliğin ön safta savaşanları öldü, üçte ikisi geri çekildi. Cafer Paşa’nın büyük bir cesaretle düşmanın üzerine atılarak çarpışması da sonuç vermedi. 1000 yeniçeri ve 100 tımarlı sipahi şehit düştü. Ayrıca 42 top kaybedildi.

   Karşılaşılan bu hezimet dolayısıyla son derece üzülen Sultan Üçüncü Mehmet, derhal harp meclisini topladı ve ne suretle hareket edeceğine dair ordu görüşmesi yapıldı. Hoca Sadeddin Efendi’nin isteği ile kerhen de olsa sefere çıkan Üçüncü Mehmet; mağlubiyetin yanında, araba sarsıntısından ve yolun meşakkatlerinden çok rahatsız olduğunu, orduyu Sadrazama bırakıp İstanbul’a dönmek istediğini açıkladı. Savaş taraftarı olmayan vezirler de Sultan Mehmet’i desteklediler. Bu duruma şiddetle karşı çıkan Hoca Sadeddin Efendi; şu uzun konuşmayı yaptı:

   “Şevketlü sultanımızın savaş zorluklarından rahatsız olduğunu biliriz. Unutulmamalı ki savaşın zorluklarından bir ve bütün ordu rahatsızdır. Savaşın meşakkatlerine katlanmadan zafer kazanmak nerede görülmüştür. Bu büyük bir iştir, vezirlerin ve gayrisi ile olur biter değildir. Bir kale fethetmekle davaya halledilmiş nazarı ile bakmak, kalenin imdadına gelen küffârın başını ezmeden geri dönmek, yılanın kuyruğuna basıp önünden kaçmak demektir. Kur’ân-ı Kerim’de mealen: ‘Düşmanlarınız aman dileyip silahlarını terk edinceye kadar onlarla savaşınız. Düşmana sırt çevirmeyiniz.’ buyrulur. Düşman aman dilememiş, silahını terk etmemiştir.

   Düşmanla karşılaşmadan ona sırtımızı çevirirsek yarın hesap gününde Allahuteala’nın huzuruna ne yüzle çıkarız. Bir Osmanlı sultanının bir sebep olmadan ve düşmanı imha etmeden, gaza meydanını terk etmesi, şimdiye kadar görülmemiştir. Din düşmanları ile savaşmak muhakkak lazımdır.

   Dini ve devleti müdafaa etmek, onun şanını ve şerefini göklerden ayaklar altına düşürmemek için savaşmak üzerimize farzdır. Bu uğurda can verinceye kadar hepimizin savaşması, sultanın değil, Allahuteala’nın emridir. Zaten biz onları yok etmezsek onlar, bizim üzerimize gelip bizi yok edecekler…”

   Bu ibretli konuşma damarları korlaştırdı. Padişah Üçüncü Mehmed’in yerinde kalmasını sağladı.

   Ertesi sabah (26 Ekim) iki taraf kuvvetleri harp vaziyeti alıp birbirine yanaştı. Osmanlı ordusunun merkezinde Üçüncü Mehmet vardı. Başının üstünde Sancak-ı Şerif dalgalanıyordu. Padişahın sağında vezirler, solunda kadıaskerler ile Hocası Sadeddin Efendi bulunmakta idi. Sağ kanada Vezir Mehmet Paşa, sol kanada Vezir Sokulluzâde Hasan Paşa komuta ediyordu. Kırım süvarilerinin başında Gazi Giray Han’ın kardeşi Fetih Giray vardı. Ortada topçular, onların gerisinde Yeniçeriler, kapıkulu süvari birlikleri bulunuyordu. Ağırlıklar ve geri kısmın korunması Yunus Bey’e verildi.

   Savaşın başlamasıyla birlikte düşman birlikleri uzun menzilli toplarıyla hücuma geçti. Arkasından tüfek ateşiyle Osmanlı ordusunun merkezine tazyik yapmaya başladı. Sol kanat komutanından yardım istendi; fakat etkili olmadı. Düşmanlar sarsılan Osmanlı ordusunun merkezine doğru derinlemesine girdiler. Demir zırhlara bürünmüş düşmanın piyade ve süvari birlikleri, padişahın bulunduğu merkez kısma saldırdılar. Üçüncü Mehmet, otağına çekilerek sırtına Peygamber Efendimizin Hırka-i Şerifi’ni giyip, eline mızrağını aldı. Zaferi nasip etmesi için gözyaşları içinde Allah’a yalvarmaya başladı. Sağ koldaki Hasan Paşa’nın kuvvetleri dağıldı. Böylece düşman kuvvetleri ordunun içine daldı. Bunların bir kısmı Türk cephane ve hazine sandıklarının üzerine kadar çıkarak yağmalamaya başladı. Vaziyet tehlikeli bir hâl almıştı. Bu durumu bizzat seyreden Padişah Sultan Mehmet, yanında bulunan Hoca Sadeddin Efendi’ye: “Efendi,şimdiden sonra ne yapmamız gerek?” diye sorunca metanetini kaybetmeden Hoca Sadeddin Efendi:

   “Sultanım, lazım olan, yerinizde sebat ve karar etmektir. cengin hâli budur. Ecdadımızın zamanında olan muharebeler çoğunlukla böyle vaki olmuştur. Resulullâh Efendimiz’in mucizeleri ile İnşallahü Teala tevfik ve nusret ( Allahın yardımı, başarı), ehl-i İslam’ındır. Hatırınızı hoş tutun…”

   Panik başlamış ve düşman kuvvetleri çadır arasına kadar girmiş, ordugâhı zapt etmişti. Düşmanın böyle çadırlar arasına girdiğini gören seyis, aşçı, deveci, katırcı, karakollukçu denilen hizmetçi grubu, bu çadırları zapt eden düşman üzerine kazma, kürek, balta ve odun gibi şeylerle hücuma geçerken aynı zamanda “Düşman kaçıyor!” diye bağırarak askerleri geri döndürmeye başladılar. Bu sırada ön kol kumandanı Çağalazâde de gizlendiği pusudan çıkarak süvarileriyle hücuma geçti. Osmanlı ordusunun sağ kolunu bozmuş olan yirmi bin düşmanı, bataklıklara sokarak imha etti.

   Sultan Üçüncü Mehmet’i dimdik atın üzerinde, Hoca Sadeddin Efendi’yi de onun yanı başında atının gemlerini tutmuş gören akıncılar ve Kırım atlıları, zaferi kazandığını zanneden düşmana korkunç bir darbe indirdiler ve elli binini öldürdüler. Böylece kaybedilmiş sayılan Haçova Muharebesi, Hoca Sadeddin Efendi’nin sebatı, askerin kahramanlığı ile zaferle neticelendi, on bin duka altınla beraber Alman toplarının büyük bir kısmı ele geçirildi.

Haçova Muharebesi

   Haçova Muharebesi’nde, Osmanlı ordusu Mohaç’tan sonra en büyük imha hareketini gerçekleştirdi. Avusturyalı Tarihçi Hammer, bu savaş için şunları yazar:

   “Osmanlı tarihçilerinin Çaldıran ve Mohaç Meydan Savaşları ile mukayese ettikleri bu büyük Haçova Muharebesi’nde yiğitlik ve belagati ile (güzel sözleriyle) padişahı savaş alanında tutmuş olan Hoca Sadeddin Efendi’nin himmeti büyük olmuştur. O ana baba gününde Çağalazâde de pek büyük ve şerefli hizmetler görmüştür. Sultan Üçüncü Mehmet tarafından, Sadrazam yapılmış ve iltifatlara kavuşmuştur…” 

Kaynak:Muhteşem Türk Zaferleri/Akçağ Yayınları

Yazar diwun

Exit mobile version